Can Sıkıntısı etiketine sahip kayıtlar gösteriliyor. Tüm kayıtları göster
Can Sıkıntısı etiketine sahip kayıtlar gösteriliyor. Tüm kayıtları göster
0

Haberler ve İyimser Bir Adamın Bu Haberlere Bakış Açısı (!)

1- Silah Alma Yaşı 18, Alkol Alma Yaşı 24


Evet, bu güzelim ülkemizde artık yaş sınırları böyle olacak. Lakin ben bu konuda hükümetin çok güzel bir iş çıkardığını düşünüyorum. Nasıl mı? Bence kesin bir amaçları vardır, mesela şöyle örnek verebilirim:

a) "Hayat sokaklarda" anlayışı getirmek: Biliyorsunuz şimdiki gençlerimiz barlardan falan çıkmıyor, yaş sınırı 24 olduğuna ve alkol içemeyeceğine göre artık bara gitmeyecek, dışarıda dolaşacak.

b) Polis ile dişe diş mücadele: Polisin sert müdahalelerinden şikayet eden protestocuların da bu kararın alınmasında etkisi var. Hükümetimiz baktı herkes polisin sert müdahalesinden şikayetçi, silah alma yaşını düşürerek protestocuların polisle dişe diş bir mücadele vermesi için böyle bir yasa çıkarmayı uygun gördü.

c) İşsizliğin önüne geçmek: Umut Vakfı'nın rakamlarına göre yılda 4000 kişi ateşli silahlar yüzünden ölüyor. Bu sayı Türkiye'ye az. Çünkü işsizlik çok. Hükümet bu sayıyı artırıp, işsizliğin önüne geçmek istemiş de olabilir tabi.



2) Her Köşesi Cennet Vatan - Türkiye: 


Türkiye'nin her köşesi cennet derler. Bu geçen hafta da kanıtlandı. Nasıl mı? Bitlis'de kayıp yakınlarının başvurusu üzerine, başlatılan kazı çalışmalarında 12 insana ait kemik parçaları bulundu. Boşuna dememişler Türkiye'nin her köşesi cennet diye.



3) Dizi ve Filmlere Tepki


Mustafa Kemal'i filmlerde sigara ve içki tüketirken gösteriyorlar diye "Mustafa Kemal'i alkolik gibi gösteriyorlar!" diye ayaklanan ülkemin insanları, şimdi de Muhteşem Yüzyıl dizisinde harem gösteriliyor diye ayaklandı. RTÜK'e gelen şikayetler arasında "Harem bir genelev gibi", "Osmanlı padişahı da şehvet düşkünü gösteriliyor." gibi ifadeler yer aldı. 



Zaten haremin nasıl bir yer olduğunu bilmeyen yok. Hareme girmek için üniversite mezunu olmanız gerekir. Yani kültürlü bilgili olmanız gerekir. Çünkü haremde gündem tartışılır, fikir alışverişi yapılır. Devletin gündeminin belirlendiği yerdir harem. Bilmiyorsanız öğrenin (!) Zaten Kanuni hiç sevişmemiş, Mustafa Kemal sigara ve içki içmemiş.


4) Öğrencilerin Son Sorunu da Çözüldü


Kayseri Milli Eğitim Müdürlüğü ve servisçiler odası, "Batsın Bu Dünya" gibi şarkıların öğrencileri olumsuz etkilediğini söyleyerek, 10ar şarkılık CD'ler hazırlattı. Okul servislerinin şoförlerine dağıtılan CD'lerde, Gesi Bağları, Hayat Bayram Olsa, Pembe Panter gibi şarkılar yer alıyor. 



Ama keşke "bütün dünya buna inansa, bir inansa hayat bayram olsa, lay lay lay la la la hobaaa hep beraber" (!)


5) Tek Suçu; Programı Yanlış Anlamak


Fatih Ş. bir televizyon kanalının evlilik programında tanıştığı kadınla beraber oldu ve ardında pavyonda çalışmaya zorladı. 



Mesela böyle evlilik programlarına tepki göstermeye gerek yok değil mi? Çünkü program amacına ulaşmış baksanıza, herkesin sevişmesini sağlamakla beraber, katılan yarışmacılara bir azim bir istek verip para kazanmalarını sağlıyor (!)

0

Can Sıkıntısı - Kızım Nerede (!)

Dizilerin uzunluğundan şikayet eden insanlara, senaristler veya kanal yöneticileri o kadar gıcık olmuş olacak ki "Kızım Nerede" adlı yeni bir dizi başlıyor. Kızı kaybolan ailenin, kızını arama öyküsünü anlatacağını varsayıyoruz ve bu dizinin haftada kaç saat ve toplamda kaç sezon süreceğini merakla bekliyoruz, ama biz yine de ön araştırma yapmak için, bir polise başvurmak istedik, bakalım bir insanın bulunması veya onu bulmak için çaba harcanması ne kadar sürüyor. İşte polis ile aramızda geçen diyalog:


A kişisi: İyi akşamlar efendim. size danışmak istediğimiz bir konu var, hemen oraya geleyim, bir insan kaybolduktan sonra onu ne kadar sürede buluyor veya onu ne kadar süre boyunca arıyorsunuz?
Polis: Valla biz bir şey aramıyoruz efendim.
A kişisi: Kim arıyor efendim o zaman?
Polis: Bilmem, ne biliyim kardeşim, polisim ben, kimin ne aradığını nerden bilicem.
A kişisi: Bir insan kaybolduğunda, yakınları size başvurmuyor mu?
Polis: Ya şimdi öyle de, mantıken bir düşünsene, mesela bir çocuk kayboldu, bu çocuk neden kaybolmuştur? Ya aile baskısından/şiddetinden kaçmıştır, ya da biri şeker vercem diyip kandırmıştır, ya da fidye için kaçırılmıştır. Eğer aile baskısından kaçtıysa niye ben bu çocuğu bulup ailesine teslim edeyim? Veya biri şeker vercem diyip kandırdıysa, bu çocuk bunu hak etmemiş midir? Bu çocuk aptal değil midir? Ailesi ne yapsın böyle çocuğu? Hadi onu da geçtim, fidye için kaçırıldıysa kaçıranlar zaten aileye telefon etmeyecek mi? Haksız mıyım?
A kişisi: Ne desem bilemedim, saygılar efendim, ama kapatmadan son bir şey sorayım, sizce bu dizi ne kadar sürer?
Polis: Valla işin içine polisi karıştırırlarsa ilk bölümde bitmesi lazım ama, biliyorsunuz Türk insanı polisi karıştırmadan halledecektir olayı, dizilerde öyle en azından, o yüzden uzun bir arayışın bizi beklediğini tahmin ediyorum.
A kişisi: Bizi bilgilendirdiğiniz için teşekkürler efendim, ben hala şu mantıken düşünsenize diye başlayan açıklamanızda kaldım ya, neyse, iyi akşamlar.
0

Güzel Sanat Ülkesi - Türkiye (!)

Bu haftaki Uykusuz dergisinde Barış Uygur'un yazdığı bir şey bu, güzel bir tespit yapmış kendisi, siz de okuyun istedim, buyrun;

Allah aşkına, beden eğitimi ders ortalaması, nereden baksanız on üzerinden dokuz olan ülkede, ilaç için bir tane bile olimpiyat şampiyonu çıkmaz mı kardeşim? Müzik ders notu ortalaması on üzerinden dokuz buçuk, resim ders notu ortalaması on üzerinden on bir, ama ne bir Bach var ortada ne bir Bosch. Karnelere kalsa, bütün ülke güzel sanatlar fakültesi gibi.


Tabi bunda öğretmenlerin verdiği notların suçu yok aslında. Çünkü okulda müzik öğretmenimiz, resim öğretmenimiz yoktu bizim. Bu derslere bilgisayar öğretmeni girerdi, Türkçe öğretmeni girerdi. E o bir şey bilmiyor ki bize neye göre not versin. Çöp adam çizerek resimden on üzerinden on, "do re mi fa sol la si do" diyerek müzikten de on üzerinden on alabilirsiniz. Sistemimiz böyle yapacak bir şey yok. Öyle işte...
0

Can Sıkıntısı - Kendin Olmak ve Yalan Üzerine


Doktor Fletcher: bana neden yanında bulunduğun insana benzediğini söyle.
Zelig: çünkü bu güvenli.
Doktor Fletcher: "güvenli" derken neyi kast ediyorsun?
Zelig: güvenli... diğerleri gibi olmak...
Doktor Fletcher: güvende mi olmak istiyorsun?
Zelig: sevilmek istiyorum...
 
 
bu diyalog Woody Allen'ın Zelig filminde geçiyor. bulunduğu ortama göre şeklini, kişiliğini değiştiren biridir Zelig. çünkü sevilmek ve güvende olmak ister. hiç de yabancı biri gelmiyor değil mi? artık o kadar çok insan var ki Zelig gibi olan. tabi vücutları değişmiyor onların, sadece davranışları değişiyor, sözleri değişiyor. bilmediği konu hakkında konuşan çok. (bakınız: bilmem hangi yılda sokakta yapılan siyasi araştırma, oy araştırması)-(ayrıca bakınız: çevreniz) bilmiyorum demeye utanıyor insanlar nedense. bilmemek değil öğrenmemek ayıp demiş atalarımız. bilmiyoruz ama öğrenmek için de çaba sarfetmiyoruz. atarak tutarak, sallayarak, karşımızdakinin hoşuna gideceğini bildiğimiz şekilde davranarak yaşıyoruz hayatı. 
 
 
"bir sıfır... bir gayri-insan... rol yapan bir ucube... bütün istediği uyum sağlamak, ait olmak, düşmanlarına görünmez olmak ve sevilmektir ama ne uyum sağlayabilir ne de aidiyet yaşayabilir. düşmanlarının denetimi altındadır ve umursanmadan durur. "
 
 
böyle bir replik de var filmde. ne kadar da doğru. bütün istediği güvende olmak ve sevilmek olan bir insan, ama rol yapıyor, kendini oynamıyor, seni oynuyor. aidiyet duygusu yok. karşısındakinin sevgisini kazanmak ister ama umursamaz kimse böylelerini. en azından ben umursamam. ama tabi devir değişti. ağzı laf yapandan hoşlanılıyor. anlattıkları şeyi 3 dakika sonra bir daha anlat dediğinizde farklı şekilde anlatanlar var. dikkat. denemediyseniz bir deneyin. ya da bir kitap sorun, adı pek bilinmeyen, okudum derse ne hakkında olduğunu sorun, anlayacaksınız dediğimi. Zelig'in çevresindekiler gibi davranma olayı böyle başlamış zaten. "bir kaç zeki adam Moby Dick'i okuyup okumadığımı sordu, okumadığımı söylemeye utandım, ben de okumuş gibi davrandım" diyor Zelig. daha sonra otomatikleşmeye başlıyor yalan konusunda. o kadar alışıyor ki yalana artık neden bahsederse bahsetsin, hiç duraksamadan, akıcı bir şekilde konuşuyor. dinliyorsunuz siz de. bilgisi var sanıyorsunuz, ama yok, keşke olsa. 
 
 
böyle insanların özvaroluşu aslında bir varolmayıştır. kendileri değillerdir, hiç kimse değillerdir yani, neyse saçmalamaya başladım artık, diyeceğim o ki, kendiniz olun, önemsiz konularda yalan söylemeye gerek yok.
 
 
House MD'den yalan üzerine bir replik:
 
House: eğer, bir hastaya yalan söylemek onun hayatını kurtarsaydı, bunu yapar mıydın?
Masters: hayır.
House: bu bir yalan. büyükannen noelde sana berbat bir dantel örtü verseydi, beğendiğini söyler miydin?
Masters: evet, ama bu farklı bir şey.
House: yani önemli olmadığı zaman yalan söylüyorsun ama olduğunda söyleyemiyorsun. nasıl bu kadar berbat olabiliyorsun?
 
 
Engin Günaydın, kendin olmak üzerine:
 
Engin Günaydın: bir baktım, kendin olmayı kimse tavsiye etmiyor, çünkü bu zararlı bir konu gibi. sakın ha kendin olma, başımıza bir iş açarsın gibi. herkes bir laf ediyor, üst komşundan tut silahlı kuvvetlere kadar. kendin olmayı çok uzun bir süre zararlı bir şey olarak düşündüm. karakter baktığım bile oldu kendime. şu karakter mi olsam falan diye. 
0

Can Sıkıntısı - Okul,Aile,Yabancılaşma Falan

Bir çoğumuz ailemizden uzakta bir yerlerde okuyoruz ve ailemizi pek göremiyoruz. Ara tatiller ve yaz tatili dışında. Doğal olarak ailemiz de biz üniversiteye gittiğimiz için evi ona göre düzenliyorlar. Üniversiteye gidiyorsunuz ve 3-5 ay sonra ara tatile geliyorsunuz ailenizin yanına. Ama sizin herhangi bir eşyanız yok evde. Sadece bavulunuzda getirdiğiniz elbiseler. Sanki bir yabancı gibi hissediyorsunuz kendinizi. Alışmanız uzun sürüyor. 1-2 hafta alıyor mesela. Daha sonra da üniversiteyi ve orada kirada kaldığı evi özlüyor insan. Çünkü orası sizin evinizmiş gibi geliyor size. Size ait bir yer gibi, belki de tek yer gibi... Ailenin yanı öyle değil ama. Öyle sorayım dedim başka var mı böyle hisseden, yoksa sorun bende mi? Hayat garip, vapurlar falan...
 
Copyright © tanatofobi

The "Urban Elements" theme by: Press75.com

Blogger templates Converted into Blogger by Intro Blogger