Doktor Fletcher: bana neden yanında bulunduğun insana benzediğini söyle.
Zelig: çünkü bu güvenli.
Doktor Fletcher: "güvenli" derken neyi kast ediyorsun?
Zelig: güvenli... diğerleri gibi olmak...
Doktor Fletcher: güvende mi olmak istiyorsun?
Zelig: sevilmek istiyorum...
bu diyalog Woody Allen'ın Zelig filminde geçiyor. bulunduğu ortama göre şeklini, kişiliğini değiştiren biridir Zelig. çünkü sevilmek ve güvende olmak ister. hiç de yabancı biri gelmiyor değil mi? artık o kadar çok insan var ki Zelig gibi olan. tabi vücutları değişmiyor onların, sadece davranışları değişiyor, sözleri değişiyor. bilmediği konu hakkında konuşan çok. (bakınız: bilmem hangi yılda sokakta yapılan siyasi araştırma, oy araştırması)-(ayrıca bakınız: çevreniz) bilmiyorum demeye utanıyor insanlar nedense. bilmemek değil öğrenmemek ayıp demiş atalarımız. bilmiyoruz ama öğrenmek için de çaba sarfetmiyoruz. atarak tutarak, sallayarak, karşımızdakinin hoşuna gideceğini bildiğimiz şekilde davranarak yaşıyoruz hayatı.
"bir sıfır... bir gayri-insan... rol yapan bir ucube... bütün istediği uyum sağlamak, ait olmak, düşmanlarına görünmez olmak ve sevilmektir ama ne uyum sağlayabilir ne de aidiyet yaşayabilir. düşmanlarının denetimi altındadır ve umursanmadan durur. "
böyle bir replik de var filmde. ne kadar da doğru. bütün istediği güvende olmak ve sevilmek olan bir insan, ama rol yapıyor, kendini oynamıyor, seni oynuyor. aidiyet duygusu yok. karşısındakinin sevgisini kazanmak ister ama umursamaz kimse böylelerini. en azından ben umursamam. ama tabi devir değişti. ağzı laf yapandan hoşlanılıyor. anlattıkları şeyi 3 dakika sonra bir daha anlat dediğinizde farklı şekilde anlatanlar var. dikkat. denemediyseniz bir deneyin. ya da bir kitap sorun, adı pek bilinmeyen, okudum derse ne hakkında olduğunu sorun, anlayacaksınız dediğimi. Zelig'in çevresindekiler gibi davranma olayı böyle başlamış zaten. "bir kaç zeki adam Moby Dick'i okuyup okumadığımı sordu, okumadığımı söylemeye utandım, ben de okumuş gibi davrandım" diyor Zelig. daha sonra otomatikleşmeye başlıyor yalan konusunda. o kadar alışıyor ki yalana artık neden bahsederse bahsetsin, hiç duraksamadan, akıcı bir şekilde konuşuyor. dinliyorsunuz siz de. bilgisi var sanıyorsunuz, ama yok, keşke olsa.
böyle insanların özvaroluşu aslında bir varolmayıştır. kendileri değillerdir, hiç kimse değillerdir yani, neyse saçmalamaya başladım artık, diyeceğim o ki, kendiniz olun, önemsiz konularda yalan söylemeye gerek yok.
House MD'den yalan üzerine bir replik:
House: eğer, bir hastaya yalan söylemek onun hayatını kurtarsaydı, bunu yapar mıydın?
Masters: hayır.
House: bu bir yalan. büyükannen noelde sana berbat bir dantel örtü verseydi, beğendiğini söyler miydin?
Masters: evet, ama bu farklı bir şey.
House: yani önemli olmadığı zaman yalan söylüyorsun ama olduğunda söyleyemiyorsun. nasıl bu kadar berbat olabiliyorsun?
Engin Günaydın, kendin olmak üzerine:
Engin Günaydın: bir baktım, kendin olmayı kimse tavsiye etmiyor, çünkü bu zararlı bir konu gibi. sakın ha kendin olma, başımıza bir iş açarsın gibi. herkes bir laf ediyor, üst komşundan tut silahlı kuvvetlere kadar. kendin olmayı çok uzun bir süre zararlı bir şey olarak düşündüm. karakter baktığım bile oldu kendime. şu karakter mi olsam falan diye.
0 comments:
Yorum Gönder