"Bilin diye söylüyorum, bu film kendinizi iyi hissetmenizi sağlayacak türden değil. Yani eğer kendini iyi hissetmek isteyen o aptallardan biri iseniz gidin kendinize bir ayak masajı yaptırın. Zaten bütün bunların ne anlamı var ki? Hiç bir şey. Sıfır. Hiç. Hiç bir anlamı yok. Yine de bu dünyada amaçsız yaşayan aptalların sayısı çok fazla. Ben öyle değilim. Benim bir vizyonum var. Seni, arkadaşlarını, iş arkadaşlarını, gazetelerini, televizyonunu tartışıyorum. Herkes bilip bilmediği konuda konuşmaktan çok memnun. Yanlış bilgiler dolanıyor. Ahlak, bilim, din, politika, spor, aşk, cüzdanın, çocukların, sağlık ve İsa hakkında. Eğer yaşamak için günde dokuz öğün meyve ve sebze yemem gerekiyorsa yaşamak istemiyorum. Lanet olası meyve ve sebzelerden nefret ederim. Omega-3'ler, koşu bandı, kardiyogram, mamografi, leğen kemiği somografisi, ve tanrım, kolonoskopi. Bütün bunlarla beraber seni, senin için neyin uygun olduğunu söyleyen ve sana hayatı tanımlayan yeni nesil aptalların olduğu bir kutuya koyduklarında gün yine doğar. Babam sabahları okuduğu gazete haberleri yüzünden depresyona girip intihar etti. Peki onu suçlayabilir misiniz? Korku, yolsuzluk, cahillik, parasızlık, soykırım, aids, küresel ısınma, terörizm, silahlı aptallar, politikacılar... Kurtz, Karanlığın Yüreği romanında "korku" demişti. Korku. Kurtz, oraya bir gazete dağıtımı yapılmadığı için şanslıydı, o zaman görürdü korkuyu. Ne yapabilirsin ki? Darfur'daki katliamı veya bir okul servisinin patladığını okuduktan sonra, "Tanrım, korkunç!" deyip de sonra sayfayı çevirip yumurtanı yer, çayını mı yudumlarsın? Yani ne yapabilirsin ki? Bu kahredici bir şey. İntihar etmeyi denedim. Açıkça görülüyor ki işe yaramadı. Bunları neden duymak isteyesiniz ki? Zaten kendi sorunlarınız var. Eminim hepiniz hüzün dolu küçük umutlarınızla ve hayallerinizle uğraşıyorsunuz. Tahmin edebileceğiniz gibi yetersiz aşk hayatınız, batırdığınız işler. "Ah, keşke o hisseyi alsaydım!", "Keşke yıllar önce o evi alsaydım!", "Keşke o kadına açılabilseydim.". Keşke bu, keşke şu. Bir şey söyleyeyim mi? bana "Yapmalıydım, yapabilirdim." demeyin. Annemin dediği gibi "Eğer büyükannemin tekerlekleri olsaydı, bir yük vagonu olurdu.".
İşte böyle içini döküyor Whatever Works filminin karakteri Boris. Öncelikle Boris'in dediği gibi bu yazı da kendinizi iyi hissettirecek türden bir yazı değil, kendinizi iyi hissetmek istiyorsanız, diğer başlıklara yönelmenizi veya Boris'in dediği gibi kendinize bir masaj yaptırmanızı tavsiye ediyorum.
Neyse, gelelim benim can sıkıntıma. Hayat falan yani. Bir koşuşturmaca hep. Amaçsız bir koşuşturmaca hem de. Aslında bu siteye bakarak kimsenin koşuşturduğunu falan çıkaramadım ben. Herkes kendi havasında. Politik konularda da at gözlükleri henüz çıkmış değil. Kimse ile tartışılmıyor. Ama yine de pek politik başlıklar yok. Erkekler ve kadınlar, genel başlıklar bunun üzerine. Kimsenin canının sıkıldığı da yok. Veya çoğu kişinin diyelim. Zaten haber izleyen falan da pek olduğunu sanmıyorum veya kitap,gazete okuyan diyelim. Yani var ama çok değiller. Zaten gazete okumayın. Haber izlemeyin. Şaka yapmıyorum, çok ciddiyim. Sonra bu hale geliyorsunuz. Her şeyi takan bir tip. Okula gitmeden önce haber izlerdim. Önceden yani. Yalan değil. Ama baktım hiç bir güzel haber yok. Okula gidiyorum aklım haberlerde kalmış, ne olacak bu ülkenin hali diyorum kendime. Hoca bana soru soruyor ama ben orada değilim. Zaten ülke, dünya bu haldeyken soruları kim takar. Bu yüzden sabahları haber izlemeyi bıraktım, güne kötü bir başlangıç için daha kötü bir şey izlenemezdi. Artık akşamları izliyorum haberleri. Bir şey fark etmedi ama. Bu sefer akşamları izliyorum haberleri, daha sonra içiyorum, sabaha kadar, okula gittiğimde yine aynı şişmiş gözler. Suratımdan düşen bin parça. Ama etrafımda gülen yüzler. İyice sinirim bozuluyor. Ne yapıyorsunuz diyorum. Dünyada o kadar boktan şey varken nasıl gülebiliyorsunuz? İçimden tabi. İstiflerini bozmuyorlar. Eve geliyorum yine... Haberler... İzliyorum... Bu siteye giriyorum sonra. Burada da aynı yüzler. Aynı gülücükler. Aynı konular. Aynı espriler. Aynı cevaplar. Neyse, daha çok şeyden şikayet ederdim ama Boris'in de dediği gibi, bunları neden dinlemek isteyesiniz ki zaten, hepinizin kendi problemleri var, yetersiz sevgi, o beni sevmiyor, erkek benim nereme bakıyor, ben onun neresine bakıyorum gibi.
Bitiriyorum burada yazıyı. Canım istemiyor. Pek okuyan olmayacağını bilmek şevkini kırıyor insanın. Boris'in dediklerinden de pek farklı şey söylemedim zaten. Ama kimse için yazmıyorum ben. İçimi döküyorum sadece. Zaten yazmak bir boşalma biçimi değil de nedir?